2 Mart 2016 Çarşamba

KIZLARIMA NOTLAR & Ahter Kutadgu

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Selam...
 
Bu gün size anlatmak istediğim kitap " baba eli değmiş " gibi .. Sımsıcak, samimi ve güvenilir.
Ahter Kutadgu; üç kız babası, aydın bir hukukçu ve iletişim uzmanı ...Notlarından da insan ilişkilerinde ve hayata bakışındaki adil yanını görebiliyorsunuz. Satırlarda hissediyorsunuz dürüstlük ve her daim çalışkan olmanın sırlarını.. Ve bu sırrın menbağının aileden, atadan geldiğini de okuyorsunuz.
 
Kitabın kapağı oldukça sade ve güzel .Kapaktaki üç kuş sanırım kızlarını temsil ediyor. Yani ben öyle hissettim. Beni asıl cezbeden arka kapaktaki yazarın okuyucuya seslenmesi kısmı idi..
Diyor ki Ahter Bey ;Sizce arkadaş olabilir miyiz? Ben hazırım ..Şimdiye kadar en yakınlarımla paylaştığım duygularımı yazdım .İlginç bir yaklaşım ve güzel bir yaklaşım aynı zamanda ..Beni kitaba davet eden bir arka kapak yazısı idi ...
 
Yazar, hayat boyu deneyimlediklerini aktarmış notlar halinde .Ne güzel bir armağandır bu bir evlat için. Hele ki kız çocuklar için. Okurken inanılmaz zevk aldım çünkü etrafımızda bu denli içten ve samimi olarak deneyimlerini anlatanları görmüyoruz. Hep bir ben yaptım edası, hep bir böbürlenme.. Makamın ve rütbenin insanlıktan önde gittiği çevrelerde yaşadım, yaşıyorum. O yüzden böylesi samimiyet beni sahiden duygulandırıyor. Hele ki babasını kaybetmiş bir kız çocuğu olarak .
 
Kitapta Ahter Bey çevresindeki insanlarında hayata dair deneyimlerine yer vermiş. Güzel satırlardı, hayata dair renkli anılar ve yaşanmışlıklar.
 
Kitabın son kısmında beğendiği özlü sözlere yer vermiş, belki kendine mihmandar olarak aldığı sözlerdi. Hiç duymadığım sözler vardı not aldım onları..
 
Başarıya doğru giderken yanında her daim olan ailesine ve kızlarına bağlılığı kitap boyunca kendini hissettiriyor. Olaylara bakış açısı ve yetiştirilme tarzı  -eski İstanbul ailesi olarak nitelendirebileceğim bir ailenin ferdi olarak-  laik ve Atatürkçü bir kuşağın adeta bize seslenişi..
Uyanın diyor biat kültürünün esiri olmayın! Aklı ve vicdanı hür olarak devam edin yaşamınıza ! Olumsuzlukları sistemsizliğinize bağlayın dış mihraklara değilde diyor.. Her konudan çıkarılacak çok güzel mesajlar var.
Ölüm mesajı beni çok etkiledi oturdum yazdım mesela bende..Yazarkende duygulandım eksikliklerime ve ne olmam gerekirken nerede olduğuma baktım açıkçası..
Ben çok şey öğrendim ve okudukçada öğrenmeye devam edeceğim aslında..
 
Tavsiye ederim. Hayata dair size ışık saçabilecek çok güzel tavsiyeler mevcut kitapta..
Dilerim kendisinden ilerleyen zamanlarda başka satırlarda okuruz..


BİZ O ZAMANLAR baaçede oynardık & ayçE ayyıldız

 
 
 
 
 
 
BİZ O ZAMANLAR baaçede oynardık & ayçE ayyıldız
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Merhaba,
 Uzun zamandan beri beni alıp anılarıma, geçmişime götüren  bir kitap okumamış idim.. Çok iyi oldu pek iyi oldu . Özümü hatırladım. Doğduğum, büyüdüğüm yerleri dahası karnımı doyurduğum sofraları hatırladım. Özlem mi onu hiç sormayın ..Burnumun direği sızlarcasına ..Hani gitsem giderim ama gidip te bulamayacak olduklarıma avuçlar dolusu dua yolladım ta bizim evden ..
 
 
Kitabın ismi oldukça dikkat çekici idi" baaçede oynardık" derken yazar çocukken ki söyleyişi ile seslenmiş bize..
 
Kadıköyde 1971 de başlamış yazarımızın çocukluğu akabinde hatırladığı yıllara yönelik anılarını aktarmış. Öyle sıcak öylesine samimi ki, Zonguldak ta değil de sanki İstanbulda aynı mahallede arkadaştık diyeceğim.
70 lerde 80 lerde çocuk olmaya ilişkin anılar var kitapta.. Benim jenerasyonun özlemle anımsadığı için, çocuklarımıza ise nostalji olarak güzel geldiği için mutlaka okunmalı.. Her şeyin değer buluşu adına ,nereden nereye geldiğimizin anlaşılması adına okunmalı..
 
Ayçe Hanım yazdıklarında o kadar içten ki sanki karşınızda size o günleri anlatırcasına, bazen birlikte gülümsedim onunla çilek yerken bazen de birlikte ağladım hiç erik yiyemeyişine..
10 Kasımlarda birlikte kasımpatı toplamışız farklı şehirlerde olsakta, bayramlarda annemize aynı anda kıyafet dikimi için prova yaptırmışız sanki..
 
Güzel ülkemin güzel ailelerinde hep aynı hayat hüküm sürmüş belli ki . Abla eşliğinde bahçede oyun oynamışız.. Ha evin bakkal elçisi de bendim ondan daha bir yakınlık kurdum kendimle..
 
İstanbul ,Zonguldak ,Ankara hiç farketmemiş biz vatanını, milletini seven; ailesine, manevi değerlerine saygılı ,Ata'sına sahip çıkan nesiller olarak yetişmişiz ülkemizin güzel şehirlerinde..
Şimdi Kadıköy daha anlamlı gelecek eminim gezinirken..
 
Yıllar yılı zihnimin en güzel yerlerinde, sandıklar içindeki anılarım su yüzüne çıktı okurken. Şimdi hayatta olmayan komşu teyzelerin sesleri kulağımda çınlıyor , rahmetli bakkal amcamı özlemişim farkında değilim.. Ya yoğurtçudan yoğurt aldığımız yeşil plastik kabı onu bile özlemişim..
Zillerine basıp kaçtığımız komşularımız keşke hayatta olsanız söz rahatsız etmezdim sizi diyesim geldi.
 
Keşke bayram olsa ; Babam alışveriş filesi ile gelse yeniden.. Ayakkabımla uyuduğum bir bayram sabahına uyansam.. Annem yine elbise dikse.. Keşke halamlara gitsem yine ;sen yine ye kuzucum ben sana koyarım dese.. Ah  Halam benim ne çok özledim seni ...
 Aslında 1 günde okudum ama yazamadım klavye fazlaca ıslandı bıraktım iki seferde de olsun yine ıslak.. Bilirim gidenler dönmez gittiği yerden..
 
Harika bir kitap olmuş çok duygulanarak okudum, tavsiye ederim
 


27 Şubat 2016 Cumartesi

Aşkın Sanal Halleri & CANAN TAN

 
 
 
 
 
 
Aşkın Sanal Halleri & CANAN TAN
 
 
 




Merhaba,
Bu aralar sıkı okuyorum ve yorum giriyorum bloğa nazar değmesin bana..
 
Ve yine güzel bir Canan Tan kitabı, bir haylide düşündürücü. İçinde bulunduğumuz internet çağına ve yaşanan ilişkilere dair dikkat çekici mesajlar vermiş Canan Tan ...
Kitapta birbirinden farklı 8 öykü var. Ana teması ise sanal alemde yaşandığı sanılan aşklar.
Birbirini hiç görmemiş insanların, kendilerini anlatışına dayanarak -ki çoğu gerçek değil anlatılanların- yaşandığı sanılan sözüm ona aşklar..
Bazılarının merakla kameradan birbirine bakma isteği yada sesini duyma isteği ile devam eden ilişkiler.. Rahatsız edici isteklerin çoğu zaman yaşanması.
Bazen de internette tanışıp bunu gerçek hayata taşıyan insanlarında varlığı yadsınamıyor ama sanırım buda devede kulak dediğimiz cinsten..
Eskilerin görücü usulü dediği tanışmaları banel bulanların internet üzerinden görüşmeyi normal sayması da ayrı bir ironi tabi ki..
 
Canan Tan 8 farklı hikayesinde Sanal Aşkları işlemiş.. İnsanların olduğu insanı değil de olmak istediği insanı anlatıyor oluşu mesajını vermiş. Gerçek yaşamından sıkılan ve renk olsun diye farklı kimliklere bürünen insanların varlığından söz ediyor. Yaşını ve mesleğini hatta cinsiyetini farklı ifade edenler var..
 
 
 
 
"Bunlar aşıksa eğer; Fuzuli, Nedim, Ahmet Haşim kim oluyordu ?" diye sormazlar mı adama ! diye ne güzel soruyor Canan Tan.
 
Mektup ile aşkını ifade edemeyenlerin ne denli duygusal anlar yaşamayı da kaçırdıklarına değiniyor.. Aşkın anlık yaşanmayacak kadar değerli bir duygu olduğunu ve bunu sözüm ona kısaltmalarla yazmanın basitliğine de değiniyor.. NBR CNM  şeklinde yapılan ve birden sevip birden ayrılan sözüm ona aşkları değerlendiriyor..
 
Okunmalı ve üzerinde düşünmeli öyle ki doğmamış torununa da bir öyküsü var yazarın kitabın sonunda..
 
Aşk çok değerli ona sahip çıkalım ve bol bol okuyalım.. Okuma aşkımızda hiç sönmesin ..
 
Sevgiyle ...
 



26 Şubat 2016 Cuma

BÜYÜK SİHİR &ELIZABETH GILBERT

 
 
 
 
 
 
 
 
BÜYÜK SİHİR &ELIZABETH GILBERT
 
 
 
Kişisel Gelişimle ilgili kitaplar okurum zaman zaman .. Bazılarını sadece okurum beni etkilemez, güdülemez satırları. Fazla hayal ürünü gelir.. Yazar doğal gelmez.. Büyük Sihir ise aksine sanki karşınızda yazar konuşuyor gibi geliyor okurken.. Okudum.. Döndüm yine okudum. Oda yetmedi yazarın konuşma videosunu izledim. Sahiden yanılmamışım çok çok doğal.
 
 İyi bir yazar olmak için önüne çıkan engellerden yılmayan bilakis onlardan ders çıkararak ilerlemeye devam eden bir yazarın tavsiyeleri ile dolu.. Yıllarca tek bir öyküsünü bile yayınlatamazken zaman içerisinde tüm dünyada 15 milyonun üzerinde satan bir yazar oluşunun öyküsü..
 
 
Esin perisinin zamanı geldiğinde, bizim ona uygun olduğumuzu hissettiğinde mutlaka gelişinin öyküsü.. Ve hazır değilsek te acımadan çekip başkasına gidişinin öyküsü aynı zamanda.
 
Evrenin herkese farklı alanlarda seçenekler sunduğunu aleni söylüyor bize eğilip bükülmeden. Israrcı olmamak gerektiğini de söylüyor Çünkü bu ısrar zamanla ödeve dönüşüyor ve yaratıcılığımıza zarar veriyor diyor, yazar... İçinden geliyorsa devam et, şevk almıyorsan bırak şevk alana gitsin diyor..
 
 
Kitap 6 ana temadan oluşmuş..
KARARLILIK, SİHİR,İZİN VERMEK,KARARLILIK,GÜVEN ve KUTSALLIK ...
 
 Her temada güzel anılarından bahsetmiş yazar.. Ailesi ile ilgili anlattıkları da oldukça içten ve doğal..
 
Korkularımızın üzerine gitmeli ve onlarla yaşamayı da öğrenmeliyiz ,korkuda şart zaman zaman diyecek kadarda dürüst :))))
 
 
Okunmalı ben okudum ve de izledim yazarın konuşmalarını.. Ne mi yaptım ne faydası mı oldu.. İlerde belki olacakları da anlatırım ..
 
Görüşmek üzere..


Çikolata Kaplı Hüzünler & CANAN TAN

 
 
 
 
Çikolata Kaplı Hüzünler & CANAN TAN
 
 
 
 
 
Canan Tan rüzgârı esiyor kitaplığımda. Doğan Kitap ne iyi yaptıda baskıya girdi bu güzel kitaplar yeniden. Birbirinden güzel 14 farklı öyküden oluşan Çikolata Kaplı Hüzünler kitabı 163 sayfadan oluşuyor. Güzel bir esinti edasıyla okudum. Her öyküde kıssadan hisse var elbette. Aile bağına verilen önem her öyküde kendini hissettiriyor. Iste bu yüzden Canan Tan !
 
KAÇIK adlı öyküde diyor ki yazarımız ; " Uykum kaçtığı için kitapla oyalanmıyorum ben.Okumakla bütünleştiğim bazı geceler, uykumu biraz erteliyorum , hepsi bu . "
Kendimi buldum bu cümlede.
 
SIZI adlı öyküyü okurken İZ romanını animsadim .Roman öykünün geliştirilmiş hali olmuş sanırım. Baba hasreti ve gidenlerin bir daha dönmeyeceği gerçeği..
 
Kitaba adını veren öykü ise oldukça tanıdık bizlere hüznümüzü zaman zaman çikolata ile kaplıyoruz. Çikolatanın salgılattığı seratonine asılarak üstesinden geliyoruz belki mutsuzlukların kimbilir ?
 
Enginde Yavaş Yavaş , öyküsündeki eşyalarından daha doğrusu yaşanmışlıklarından ayrılmak istemeyen Lütfiye Hanım'ız aslında her birimiz.. Yaşım çok büyük değil ama şehir şehir gezen biri olarak her şehirde aldıklarım gün geliyor öyle birikiyor ki atmamak için çırpınıyorum...
 
Yeşil Eğrelti Otu , tipik çarpıklaşan ilişkilere çok güzel bir örnek ...Çapkınım diye geçinen bir erkek ve anlık doyumlar sağlamaya çalışarak çalıntı vakitler geçiren bir kadın.. Etrafımızda bolca duyuyoruz bu ilişkileri..
 
Bukle de ki gibi madden geçmişte bıraktığımız insanları kalbimizde yıllarca taşıyarak günün birinde karşılaştığımızda yaşadığımız hayal kırıklıkları...
 
Korkularım Kırbaçtır Bana'yı okurken sevgisizliğin neler kadir olduğunu sezdim bir kere daha.. Ah anneler ve babalar ne olur tutun evlatlarınızın elinden bırakmayın onları yanlızlığın uçurumuna...
 
Ateş Külden Daha Soğuk , evet zaman zaman öyledir.. Anılarımızı, yaşanmışlıklarımızı başkası tarumar etmeden bazen biz yıkmak isteriz daha az acıtır canımızı çünkü...
 
Dönecekler mi acaba ? Duymak istediğimiz cevabı hangimiz çaresizce sormadık mı bazen de tanımadıklarımızın bile yaramıza ilaç olmasını istemedik mi?
 
Akrepte bilinç altımızın oynadığı oyunları, Eylemcide bir türlü kabul edemediğimiz kayıplarımızın anıları ile yaşadığımızı, Zincirde alkolün bir aileye olan zararlarını, Dokuz Parçada ebeveynlerin bazen ne kadar bencil olabildiğini okudum...Her birinde kendimden bir şeyler bularak hemde..
Anne, eş, kardeş, arkadaş olarak düşündüm okurken..
 
 
 
Akıcı ve sıcak hikayeler. ..Bizden hikayeler. .. Burada sanki ben varım diyebileceğimiz.
Tavsiye ederim ! Güzel vakit geçirdim okurken. Sahip çıkalım öykülerimize ..
 
 


22 Şubat 2016 Pazartesi

kırık dökük & DAWN BARKER

 
 
 
KIRIK DÖKÜK  & DAWN BARKER
 
 
 
 
Son günlerde beni derinden yaralayan ve etkileyen bir kitap "kırık dökük " ...
Arka kapak yazısından çok etkilenmiştim bir anne olarak . Doğum sonrası psikozundan etkilenen bir anne ve dağılan bir aileye işaret ediyordu yorumlar. Kitap  bitmesin istedim okurken . Güzel bir psikolojik gerilim romanıydı bana göre.
 
 Kapak ve ayraç ise oldukça güzeldi. Ayraçtaki kırıklığın  ne anlama geldiğini kitabın sonlarında anlıyorsunuz.
 
Kitabın konusuna gelirsek ;
Tony işte iken annesinden telefon alır;annesi ona eşinin ve bebeklerinin evde olmadığını haber verir. Oysa evde olmaları gerekiyordur. Tony endişelenir ve eve gelir. Ardından polise kayıp ihbarı yapar. Olaylar bu şekilde başlar. Geriye dönerek Anna'nın hamileliği ve günümüzde yaşananlar olarak ilerliyor kitap.
 
Anna ve Tony mutlu bir evlilik yaşayan bir çifttir. Anna'nın hamileliğinin ve bir bebeğe sahip olacak olmanın heyecanı tüm aileyi sarmıştır. Anna doğum yapar ve oğulları Jack dünyaya gelir. Doğum Anna'yı çok sarsmış ve psikolojisini bozmuştur, sürekli kendini yetersiz ve depresif hissetmektedir. Her şeye tek başına yetişmeye çalışır, eşinden istediği desteği görmez, kayınvalidesinin yardım isteğini ise kabul etmez. Hep düzeleceğini düşünür ama bir düzelme söz konusu olmaz. Eşinin önerisi ile Dr'a gider fakat önerilen ilaçlarıda kullanmaya devam edemez. Ve o üzücü  gün yaşanır..
Anna bulunur ve psikiyatri servisinde tedavi altına alınır.. Mahkemeler, avukatlar, polis soruşturmaları yaşanır. Tüm aile ve dostları şok içinde ve çok üzgündürler. Tony ise bir çıkmazın içinde ne düşüneceğini bilemez bir haldedir. Her şeye rağmen Anna'ya saldırgan bir tutum izlemez ve yollarının ayrılması gerektiğini söyler.
 
 
 
Yazarın bir psikiyatrist oluşu kitaptaki tespitleri ve gözlemleri kusursuz yapmış ayrıca yazarın ilk kitabı imiş. Oldukça etkileyiciydi bana göre.
Doğum sonrası oldukça sıkıntılı günler geçiren bir anne ve ona destek olmak ister gibi gözüken ama bir türlü olamayan bir baba.Bu örnekler dünyanın her yerinde, her toplumda aynı demek ki...Baba işten yorgun gelir, çocuğu sever ve uyur. Anne çocuğun her ihtiyacını görecek olan birincil şahıstır. Bu arada annenin psikolojisinin ne denli etkilendiği hep kulak arkası edilir. Anne bu kitapta eğitimci, cahil bir insanda değil lakin hormonları daha baskın çıkıyor.
Anna'nın annesinin gelerek kızına destek oluşu ise oldukça önemli çünkü Anna yapayanlız kalmış durumda idi.
Tony'nin her şeye rağmen saygısını yitirmemesi ve anlamaya çalışması ..Eşine hasta gözüyle bakması ve acısını kalbine gömmesi ise takdir edilecek bir davranış işte buna her toplumda rastlanılmaz. Özelliklede bizim yaşadığımız coğrafya içinde bu önemli bir nokta.
 
Tavsiye olunur okuyun eminim çok etkileneceksiniz !


17 Şubat 2016 Çarşamba

SALDIRI & YASMINA KHADRA

 
 
 
 
SALDIRI & YASMINA KHADRA
 
 
Merhaba.. Destek Yayınları imzalı güzel bir kitaptan bahsedeceğim sizlere bu gün..
Kapağı kadar konusuda oldukça ilgi çekici ... Kitap hakkında araştırma yaptığımda - ki kapağındada yazıyor - 40 dile çevrilmiş,2012 de Holywood tarafından filme uyarlanmış olduğunu,bir çok ödül aldığını okudum.. Sevgili Yelda Cumalıoğlu'nun da kitapla ilgili düşüncelerini okumuştum..
 
Merak etmek için yeterince sebebim vardı yani ...
 
Konusuna kısaca değinecek olursak ;
Tel Avivde yaşayan Dr.EMİN ve eşi Siyem, görünürde mutlu ve sorunsuz bir evlilik yaşayan bir çifttir. Arap asıllı ve Müslüman olup İsrail vatandaşıdırlar. Yahudilerle birlikte huzurlu bir ortamda yaşam sürmektedirler.
Bir gün hastaneye restaurantta canlı bir bombanın sebep olduğu patlama nedeniyle yoğun bir yaralı akını gelir. Dr.Emin tüm gücüyle çalışmaktadır. Ta ki canlı bombanın eşi olduğunu öğrenene dek..
Yaşadığı büyük şok hayata dair inancını sarsar ve eşinin nasıl bir oluşuma girdiğini öğrenmek ve araştırmak için köklerinin olduğu bölgeye inceleme yapmaya gider..
 
Yıllarca görmediği pek çok akrabasının izini sürer, onları ziyaret eder.. Onların yaşantısını izlerken çocukluğuna ve gençliğine döner adeta...
 
Emin'i her şeye rağmen yalnız bırakmayan ve onu derinden seven Dr.arkadaşı Kim ise onun için çok üzülmekte ve onu yalnız bırakmamaya çalışmaktadır.
 
Emin kendi köyünde iken yaşanan bir patlama neticesinde yaralanır ve ruhunun yükseldiğini hisseder.. Kitap zaten bu patlama ile başlar ve geriye dönerek anlatır yaşananları...
 
Beni çok etkileyen ve beğendiğim bir kitap oldu.. Coğrafyayı ve yaşananları çok güzel anlattığını düşünüyorum.. İnsanların huzur içerisinde aynı topraklarda yaşayabilecekken birbirine nasıl düşman edildiğini ,Tanrı'nın bile bu kadar zalimlikten, ölümden sıkılmış olabileceğini söylüyor yazar..
15 senelik evlilikten sonra eşlerin birbirinden nasıl oluyorda bu derece farklı bir düşünceye saplanıp , bu derece acıya sebep olmasını üzülerek okuyorsunuz..
 Aileden birinin yapmış olduğu bir olay tüm aileye mal edilerek, insanların evlerinden, barklarından nasıl koparıldığını, o coğrafyada yaşanan yoklukların insanların düşünce sistemini nasıl etkilediğini okuyorsunuz ...
 
 
OKUYUN!!! inanın pişman olmayacaksınız
 
 
 
 
" Erkek adam ağlamaz diyen , insan olmanın ne ifade ettiğini bilmiyor demektir" demişti. "Utanacak bir şey yok, ağla oğlum. Gözyaşları sahip olabileceğimiz en asil şeydir ."
 
 
 
"Denize bakan, dünya dertlerine sırtını döner. Bir yerde, kendine başka bir yaşama sebebi bulur. "
 
 
" Her şeyini alabilirler, malını, mülkünü, en güzel yıllarını,tüm sevinçlerini ve tüm değerlerini, son gömleğine kadar her şeyini alabilirler.
Ancak elinden alınan dünyayı yeniden keşfetmek için hayallerin daima sende kalacaktır. "